Sağlıkta Fark Yaratanlar: Prof. Dr. Mehmet Cihat Ünlü

Sağlıkta Fark Yaratanlar: Prof. Dr. Mehmet Cihat Ünlü


  • Doktorclub
  • 01-07-2019

Ankara’da başlayıp İstanbul’da devam eden, sayılamayacak kadar başarılarla dolu 40 yıllık bir meslek öyküsü..

Pek çok ulusal ve uluslararası başarılarının yanında, 2007 yılında Türk ve Alman tıbbına yaptığı katkılar dolayısıyla Alman Devleti’nin en büyük nişanı olan “Liyakat Nişanı”nı alan Prof. Dr. Mehmet Cihat Ünlü, başarılarla dolu hayat hikâyesini Health40 platformunda okurlarımızla paylaştı.

 

“Kimya mühendisliği bölümünde bir yıl eğitim aldım. Sonra içimdeki tıp aşkını keşfettim.”

1955 doğumluyum. Öğrenim hayatımın hemen hemen tamamı Ankara’da geçti; ilköğretim, ortaöğretim, lise ve ardından üniversite.  Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi’ne 1973 yılında girdim. Esasen benim hikâyemde ilginç olan nokta, tıp aşkının daha sonra oluşmasıdır. Üniversite sınavlarında kimya mühendisliğini kazandım ve bir sene okudum. Üç sene daha dayansaydım mühendis olacaktım. Ama mühendislik okurken bu mesleğin bana göre olmadığını, içimde bir tıp aşkı olduğunu fark ettim. Bu durumu ailemle paylaştığımda bana, “tüm çocukluğun boyunca küçük küçük kürdanları alıp bize enjeksiyon yapmaya kalkışırdın, senin doktor olacağın o zamanlardan belliydi ama ilk seçiminde biz sana engel olmak istemedik” dediler.

Ankara Tıp Fakültesinde 6 senelik eğitimin sonunda kendimi yine aynı üniversitenin Kadın Hastalıkları ve Doğum dalında buldum ve orada ihtisasa başladım.

 

“Alman hükümetinin verdiği bir burs aracılığıyla 80’li yıllarda Hannover Üniversitesi’ne gittim.”

Ankara Tıp Fakültesi gerçekten bana çok şey kattı. O dönemde Ankara Tıp Fakültesi ve İstanbul Tıp Fakültesi Türkiye’nin en öncü Kadın Hastalıkları ve Doğum kliniklerine sahipti. Hocalarımız çok renkliydi, Amerika ve Almanya başta olmak üzere yurt dışında eğitim alan çok değerli hocalarımız vardı. Hocalarımızdan çok şey öğrendik.

İhtisasımın sonlarına doğru Alman hükümetinin DAAD (Deutscher Akademischer Austauschdienst- Alman Akademik Değişim Servisi) diye adlandırılan bir bursunu kazandım.  Almanlar beni 3 yıl boyunca Hannover Üniversitesi’nde kadrolu olarak istihdam ettiler. Orada da çok şey öğrendim, üniversite gerçekten çok iyi bir üniversiteydi. Hannover’e ilk olarak eğitim amacıyla 80’li yıllarda gittim, daha sonra tekrar davet ettiklerinde yine gittim. Ama her seferinde bana sundukları çok cazip tekliflere rağmen kendi fakülteme ve ülkeme dönmeyi tercih ettim. Yurtdışındaki bu süreç 3 - 3,5 yılı buldu.  Ne öğrendim derseniz, Türkiye’de henüz yapılmayan tüp bebek tedavisini öğrendim. Ama aslen gururla söylemek istediğim, almış olduğum eğitimle Ankara Tıp Fakültesi’nde kliniğimizde açtığım ultrasonografi ünitesidir.

Almanya’ya ilk gittiğimde Türkiye’de ultrasonografi henüz yaygın değildi. 1984 yılıydı ve ultrason radyoloji kliniklerinde tek tük vardı. Kısıtlı sayıda ultrason yapılıyordu.  O yıllardan bugünü görmek benim için çok enteresan oldu.  O yıllarda aldığım eğitimle ultrasonu tam yetkili olarak Hannover Üniversitesi’nde uyguladıktan sonra yurduma dönerek,  Ankara Tıp Fakültesi’nde ultrasonografi ünitesini açtım ve çok uzun yıllar boyunca tüm meslektaşlarıma bu eğitimi verdim. O jenerasyon ultrasonografiyi benden öğrendi ve daha sonrada bir çığ gibi arkadaşlarım diğer arkadaşlara öğrettiler.  Günümüzde baktığımız zaman ultrasonografi vazgeçilmez hale geldi.  


“Tüp bebek tedavisi için hastalarımızı Avrupa’ya, çoğunlukla da Belçika’ya Gönderiyorduk.”

Almanya’ya daha sonraki gidişimde de tüp bebek tedavisini öğrendim ve Ankara Üniversitesi’nde tüp bebek ünitesi kurdum. Kurduğumuz merkez ile Ankara Üniversitesi, Türkiye’de başarılı tüp bebek tedavisi sonrası bir bebek dünyaya getiren 3. merkez oldu.  Halen bu merkez başarı ile çalışmalarına devam ediyor.

Tüp bebek tedavisi geçtiğimiz yıllar içerisinde ülke çapında çok gelişti. Çok iyi hatırlıyorum, 90’lı yıllarda mikroenjeksiyon yöntemimiz yoktu ve sadece klasik tüp bebek uygulaması yapabiliyorduk. Mikroenjeksiyon yöntemi uygulanamadığından, hastalarımızı Avrupa’ya çoğunlukla da Belçika’ya gönderiyorduk.  Ama şu anda görüyorum ki bu hastalar şimdi bize yurt dışından geliyor. Günümüzde ülkemizde tüp bebek başarı oranları o kadar iyi ki, bunu gururla ifade ediyorum, artık yurt dışından biz tüp bebek hastası alıyoruz.  Bu tablo yıllarca bu konudaki çabalarımızın çok güzel bir ürünüdür ve bundan da gurur duyuyorum.

Almanya’da aldığım eğitimler ve seyahatlerden döndüğümde, Ankara Tıp Fakültesi pek çok üniteye sahip güncel çalışmalar yapan bir merkez haline gelmişti.  Daha sonra endoskopik cerrahi ünitesini kurarak artık ameliyatlarımızı açık cerrahi ile değil, laparoskopik olarak yapmaya başladık. Artık günümüzde laparoskopi tüm ülke çapında çok yaygın bir hal aldı ve artık ülkemizin en ücra köşelerindeki hastanelerde bile yapılır hale geldi. Bu tabloyu da adım adım geldiğimiz başarılı bir nokta olarak görüyorum.

 

“Günümüzde hekimler arasında, kadın hastalıkları ve doğum branşına olan ilginin azalması beni üzüyor.”

Kadın hastalıkları ve doğum benim ideal branşımdı, girmeyi arzu ettiğim ve halen çok severek yaptığım bir branş. Ama günümüzde cerrahi branşların hepsinde olduğu gibi kadın hastalıkları ve doğum branşına olan ilginin de azaldığını görmekten büyük üzüntü duyuyorum. Bu durumun sebeplerini hepimiz biliyoruz ama özetleyecek olursak; branşın yorucu ve gecesi - gündüzü olmayan bir branş olması, komplikasyon sıklığının nispeten fazla olması ve buna bağlı olarak da bir hekimin ömrü boyunca kazanamayacağı kadar yüksek meblağlarda tazminat davalarına maruz kalma riskini söyleyebiliriz. Ayrıca günümüzde bazı hastaların haklı da haksız da olsalar, hak arama yöntemi olarak şiddeti tercih etmeleri ve tabi ki bitmek tükenmek bilmeyen gece nöbetleri; gece kalkıp doğuma gitmeler, genç tıp mensuplarını bu daldan uzaklaştırdı. Nitekim görüyoruz ki TUS sınavlarında da kadın hastalıkları ve doğum yıllar önce 1 numaralı tercih iken, şimdi sondan 2 ya da 3. tercih durumuna düştü.


“Aradan geçen 40 yıla rağmen halen öğrenmem ve öğretmem gereken çok şey var.”

Biz bu tabloyu değiştirmekle yükümlüyüz. Bu dal gerçekten çok yönlü çok renkli bir branştır. Bu nedenle de genç meslektaşlarımıza kadın hastalıkları ve doğum bilim dalına girmelerini ve kendilerine orada bir yön çizmelerini öneririm. Bütün bu olumsuzluklara rağmen bu mesleği yaptığıma hiç pişman değilim ve aradan geçen 40 yıla rağmen hala öğrenmem gereken ve öğretmem gereken çok şey olduğunu biliyorum.

Bizim en önemli görevlerimizden birisi de bize hocalarımızın öğrettiği yöntemleri ve bizim öğrendiklerimizi bir sonraki kuşaklara aktarabilmektir. Bu yönde de çalışmalarıma devam etmeyi planlıyorum. Az önce de söylediğim gibi bu yıl benim meslekte 40. yılım, bu vesileyle de 40. yılımdaki ilk röportajımı sizlere veriyorum. Bunun için de çok teşekkür ediyorum. Bu platformu da her zaman büyük bir saygı ve hayranlıkla izliyorum. Dolayısıyla, meslektaşlarıma bu platform aracılığıyla da pek çok yeni şey öğretmek ve bildiklerimi göstermekten mutlu olacağımı ifade etmek istiyorum.

 

“Ankara Tıp Fakültesi’nde geçen 26 yılın ardından rüzgârlar beni çocukluğumun geçtiği şehre attı.”

Ankara Tıp Fakültesi’nde toplamda 26 sene hizmet ettim ve bunun sonunda da rüzgârlar beni İstanbul’a attı, ki İstanbul benim çocukluğumun geçtiği şehirdir. İstanbul kızımın eğitimini almakta olduğu şehirdi, ama Ankara’dan ayrılmak çok zor oldu. 26 yıllık detaylı bir çalışma, 26 yıl yoğun bir hizmet verdikten sonra Ankara Tıp Fakültesi’ni bırakıp da başka bir şehre gelmek çok kolay değildi.  Ama burada da yine üniversiteden kopmamış oldum; Acıbadem Üniversitesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı’nı kurdum ve halen hizmet vermekteyim. Burada da öğrencilerin yetişmesinde katkıda bulunurken, aynı zamanda Acıbadem Bakırköy Hastanesinde hekim olarak görevimi sürdürüyorum.

 

“27 Yıl önce gelen teklifle Türk Alman Jinekoloji Derneği ile yollarım kesişti.”

Geçtiğimiz yıllara bakacak olursak sadece akademik veya hasta bazlı çalışmalara değil, meslek içi çalışmalara da ağırlık verdim. Yaklaşık 27 sene önce bana gelen bir teklif üzerine Türk Alman Jinekoloji Derneği çatısı altında çalışmaya başladım. Bu dernek Köln’de kurulan bir dernektir. Benim Türkiye sorumlusu olarak çalışmamı rica ettiler, bu vesileyle de dernek çalışmalarına başladım. Daha sonraki yıllarda yurt dışındaki bir derneğin Türkiye sorumlusu olmanın yaşattığı bazı sıkıntılar nedeniyle Türkiye’de bir oluşum yapmaya karar verdik. Bu amaçla Türk Alman Jinekoloji Eğitim, Araştırma ve Hizmet Vakfı’nı kurduk.

Vakıf, 20 yıldır ülkemizin en çok okunan bilimsel dergisini yayınlıyor. Dergimiz senede 4 sayı olarak ve İngilizce yayınlanıyor.  Yazıların yüzde 70’e yakını yurt dışından geliyor. Çok değerli çalışmaları yayınladığımız dergimiz, dünya çapında saygı gören çok sayıda indeksedede yer alıyor. Ama biz bu vakfı sadece dergi ve yazılarla sınırlı tutmadık, yaklaşık 26 senedir de ülkemizin en büyük kongrelerini yapıyoruz.  1995 yılında başladığımız ve her 2 yılda bir zaman zaman 2400 katılım sayısına ulaşan kongreleri organize ediyoruz.  Bu kongrelere çoğu zaman 30 - 40 değişik ülkeden, ama çoğunluğu ülkemizden olmak üzere katılımcılar geliyor.  

Ülkemizde jinekoloji alanındaki kongrelerin nasıl yapılması gerektiğini biz bu kongrelerle kamuoyuna sunmuş olduk. Çok sayıda meslektaşımızın eğitimine ciddi katkıda bulunduk ve bulunmaya da devam ediyoruz. Kongrelerde söylediğim gibi, inanılmaz büyük sayılara ulaşıyoruz ama bu çok titiz bir çalışma ile mümkün oluyor. Titiz ve uzun bir hazırlık döneminden dolayı kongremizi 2 yılda bir yapıyoruz. Sadece Almanları değil birçok ülkeden katılımcı ve konuşmacıları davet ediyoruz.  Tabi Türk Alman Jinekoloji Vakfı olduğumuz için Almanya’daki kongrelerine de katılıyoruz. Böylece iki ülke arasındaki bilimsel yakınlaşmayı da canlı tutmaya çalışıyoruz.

 

“TUBİTAK ile anlaşarak kongreden elde ettiğimiz gelirleri meslektaşlarımızın eğitiminde burs olarak veriyoruz.”

Kongrelerimize katılan meslektaşlarımız kongrede tanıştıkları ve temas kurdukları yabancı hocalardan eğitim almaya gidiyorlar. Ya burs alıyorlar ya da gözlemci olarak bir süreliğine çalışma imkânı buluyorlar. Bu şekilde genç meslektaşlarımızın önünü açmış oluyoruz. Bu burslar konusunda gururla söyleyeceğim en önemli şey şu; biz uzun zamandır kongrelerimizden elde ettiğimiz bütün gelirleri TÜBİTAK’a bağışlıyoruz. TUBİTAK ile anlaşma yaparak kongreden elde ettiğimiz gelirleri, katı kuralları olan ve jinekologların faydalanabildiği bir burs programına aktarıyoruz.  TUBİTAK Türk Alman Jinekoloji bursunu alabilmek için kurallara uyan ve müracaat eden tüm kadın hastalıkları ve doğum öğrencilerini ve hocalarını mülakata çağırıyoruz.  Her kongre sonrası 7-8 uzman arkadaşlarımızı 6 aya kadar yurt dışına gönderiyoruz.  Gittikleri yerde konaklama, ulaşım masrafları olmak üzere masraflarını karşılıyoruz. Gururla ifade ediyorum, burs verdiğimiz meslektaşlarımızın pek çoğu kendi üniversitesinde ya da çalıştıkları hastanelerde Kadın Hastalıkları ve Doğum Birim Başkanı olarak anılıyorlar ya da çok önemli noktalara geliyorlar. Bu bize şunu gösteriyor ki, bu bursları boş yere vermemişiz ve zor bir iş yapmışız. Halen burslarımız devam etmektedir.

Burslar için net kurallarımız var, bir araştırayım göreyim diyenlere tabi ki burs vermiyoruz. Geri döndüklerinde burs alan meslektaşlarımızın öğrendiklerini Türkiye’de çalıştığı hastaneye katkı olarak vermesini istiyoruz. Burslardan söz açılmışken hemen söyleyeyim, bu yıl yeni bir uygulamaya başladık. Bu yıl Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi’ne yeni başlayan iki kız öğrencimize tahsil hayatları boyunca burs vermeye başladık. Burada da çok titiz davrandık. Öğrencilerimizin hem başarılarını araştırdık, hem de maddi durumunu araştırdık. Gerçekten ihtiyacı olan iki kız öğrencimize burs verdik. Buna da uzun yıllar devam etmeyi düşünüyoruz.

 

“Mesleğimiz inanılmaz bir boyutta gelişiyor ve giderek daha çok teknolojiye bağlı kalıyoruz. Gelişmeleri yakından takip edelim.”

Mesleğimiz inanılmaz bir boyutta gelişiyor ve giderek daha çok teknolojiye bağlı kalıyoruz. Kliniklerimizde yaptığımız çalışmanın önemli bölümlerinde, araştırmaya geliştirmeye bir hayli zaman ayırmak zorundayız. Üniversitelerimiz bu konuda öncü olabilir. Gerekirse bir grup meslektaşıma, sen araştırmacısın, şu, şu araştırmaları yapacaksın, biz senin maaşını ödeyeceğiz denilmeli. Günümüzde devlette performans sistemi var, özel hastanelerde de hak ediş sistemi var. Bu durumda meslektaşımız geçimini sağlamak için mecburen daha çok hasta bakayım düşüncesindedir. Benim önerim; araştırma ve geliştirme alanında çalışan meslektaşımıza da benzer oranda maddi destekte bulunalım ki, o da laboratuvarında daha verimli çalışabilsin. 

Teknoloji uygulamamız lazım, bu sadece robotik cerrahi demek değil. Bakınız robotik cerrahi zaten günümüzde daha da ileriye gidiyor, ama akıllı teknolojiler ile bunların bize getireceği çok şeyler olabilir. Bunları günümüzde kullanırken, uyanık olalım ve gelişmeleri yakından takip edelim.

 

“Yurt dışında çalışarak çok şey öğreniyorsunuz. Ancak sonrasında mutlaka geri dönün. Ülkeye borcumuzu ödeyelim.”

Yurt dışında çalışmak gerçekten insanın ufkunu açan bir durum, neresi olursa olsun fark etmez.  Farklı şeyler yeni şeyler öğreniyorsunuz. Eğer batıda bir yere gidiyorsanız gerçekten araştırmanın ne kadar önemli olduğunu öğreniyorsunuz ve bu yönde kendinizi geliştirmeye gayret gösteriyorsunuz. Benim önerilerim şu olacaktır yurt dışında çalışanlara;

- Gittiğiniz ülkenin lisanını çok iyi bilin, bu sizi çok öne taşıyacaktır. Almanya’da 3 - 3,5 sene kaldım çok iyi Almanca bildiğimi sanıyordum. Almanya hükümeti bana 4 ay dil eğitimi alacaksın dedi ve beni kursa göndererek 4 ay tıpkı bir lise öğrencisi gibi eğitim verdiler. Gerekçe olarak da bana, “Siz bir hocasınız hastalarla akıcı konuşmanız gerekiyor, yazı yazmanız gerekiyor ve bütün bunları bilimsel çalışma düzeyinde yapmanız gerekiyor” dediler. Hakikaten de bu böyledir.

- Kendinize bir hedef belirleyin. Siz hedeflerinizi çok iyi bileceksiniz ki, onlar da size o yönde yardımlarda bulunsunlar. 

- Sonrasında da mutlaka geri dönün, bu ülke sizleri bizleri yetiştirmek için çok şeyler verdi, ülkeye borcumuzu ödeyelim.


“Tıp dili İngilizce, ben 50 yaşımdan sonra İngilizce öğrendim.”

Kendilerini geliştirme konusunda şimdi gençlerimiz çok şanslı, bizim zamanımızdaki gibi basılı kaynaklar ile sınırlı değiller. Günümüzde internet üzerinden ulaşabilecekleri çok değerli kitaplar, dergiler var ve bunların çoğu online olarak mevcut. Sadece araştırıp okumaları gerekiyor.

İkincisi, genç meslektaşlarımız mutlaka bir dergiye abone olsunlar.  Orada okudukları bir vaka çalışması (case report) bile ufuklarını açabilir. Karşılaşacağı bir araştırma, tezleriyle ilgili çok güzel bir çalışma olabilir. Bu nedenle de meslek dergilerinden birine abone olsunlar.  Örneğin biz, dergimizi tüm meslektaşlarımıza tamamen ücretsiz olarak gönderiyoruz. Mutlaka okusunlar, okumaya mutlaka zaman ayırsınlar.

Ve meslektaşlarımız mutlaka ve mutlaka İngilizcelerini geliştirsinler. Bakın size söyle bir örnek vereyim; çok iyi Almanca bildiğimi zannederdim, öyle olmadığını öğrendim ve geliştirdim, ama şunu da öğrendim ki Almanca yeterli değilmiş. Almanya’da çalışsanız bile tıp dili İngilizce, dünya dili İngilizce. Ben 50 yaşımdan sonra İngilizce öğrendim. Lisanlarını geliştirdikçe, emin olsunlar meslektaşlarımın zihinleri daha çok açılacaktır.

 

“Hastamın teşekkürü, güler yüzü ve yaptığım doğru işlerden dolayı aldığım takdirler benim motivasyon kaynağımdır.”

Benim en büyük motivasyonum, yaptığım doğru işlerden dolayı almış olduğum takdirlerdir. Hastamın bir teşekkürü, bir güler yüzü, bazen de onun takdir ifadesi benim en önemli motivasyon kaynağımdır. Motivasyon yeni bir şeyi öğrenmek için en iyi faktördür. Gerçekten bizi ayakta tutan en önemli şeyin motivasyon olduğunu düşünüyorum.

Ben hiçbir zaman başardım demiyorum; hep başarının peşinde koşuyorum. Daha başarılı olmak için çabalıyorum. Başarı derken, geldiğim konum ya da düzenlediğim toplantının memnuniyet uyandırması, evet bunların hepsi başarıdır; ama asıl oradan aldığım takdir ve meslektaşlarımdan aldığım takdir bende başarı duygusunu uyandırmaktadır.

 

“Kızım 28 yaşında ve ben onun büyümesini hatırlamıyorum”

Aileme zaman ayıramadım ve bunun da üzüntüsünü daima çekiyorum. 28 yaşında bir kızım var ve ben onun büyümesini hatırlamıyorum. Hayatım nöbetlerde, hastanelerde, gece doğumlarda geçti ve kızımın büyümesini hatırlamıyorum.  Genç meslektaşlarıma önerimdir; bu hataya düşmesinler, mutlaka ailelerine zaman ayırsınlar.

Ayrıca söyleyeyim hobisiz insan olmaz, hobilere zaman ayırmak lazım. Ankara’dayken çok hobim vardı. At binerdim, tenis oynardım, müzikle çok ilgilenirdim. Ama İstanbul’a geldikten sonra bu şehrin karmaşasında hobilerimin birer birer eksildiğini gördüm. Ama son bir iki yıldır onları geri toplamaya başladım.  Onları yapmadığım yıllar için hayıflanıyorum. Gerçekten hobilerinize zaman ayırdığınız zaman mesleğinize daha da bağlı oluyorsunuz.

Sevgi ve Saygılarımla,

Prof. Dr. M. Cihat Ünlü

Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı

Türk Alman Jinekoloji Eğitim, Araştırma ve Hizmet Vakfı Başkanı


Daha Fazlası