Sağlıkta Fark Yaratanlar: Prof. Dr. H. Erdal Akalın

Sağlıkta Fark Yaratanlar: Prof. Dr. H. Erdal Akalın


  • Doktorclub
  • 12-11-2019

Akademik yaşamı boyunca ulusal ve uluslararası dergilerde 256 makale, 62 kitap bölümü yayınlayan, biri e-kitap olmak üzere 12 kitabın editörlüğünü yapan, ulusal ve uluslararası toplantılarda 675 sözlü veya yazılı bildiri sunan üretken bilim insanı Prof. Dr. H. Erdal Akalın, başarılarla dolu hayat hikâyesini Doktorclub Health40 platformunda okurlarımızla paylaştı. 

“Mefharet İnal öğretmenimiz sayesinde ilkokul ikinci sınıfta ansiklopedi ile tanıştım. Ansiklopedi sayesinde ilkokul üçüncü sınıfta, dört ve beşinci sınıfların dersine yardımcı oluyordum.”

Ben 27 Mayıs 1946 tarihinde Konya’da doğmuşum, kırkım çıkınca da Bandırma’nın Debleke Köyü’ne gitmişim. Babam subay idi, o nedenle Türkiye’nin hemen her bölgesini görme şansım oldu. Annem ev hanımı idi, bir de kız kardeşim var ailede, benden 10 ay küçük! Çocukluk günlerimden aklımda kalanlar arasında Mudanya’daki güzel günler, Tirilye yakınlarında kayıkla gezerken ailece fırtınaya yakalanmamız, bahçede ağaçlardan meyve toplamamız yer alıyor. 

İlkokula Çankırı’da başladım. O zaman eğitim yılı 3 sömestir idi. İlk sömestiri Çankırı’da, ikincisini Ankara’da ve sonuncusunu Bursa’da tamamladım. Bursa’da Setbaşı İlkokulu’na gidiyordum. Öğretmenimiz Mefharet İnal idi. Bende ilk iz bırakan kişi kendisi olmuştur. İlkokul ikinci sınıfta ansiklopedi ile bizi tanıştırdı, Temel Bilgiler ciltlerinden ödev hazırlardık. Beni o yaşta okulun kooperatifinin sorumlusu yaptı, 100 paraya simit satardık! 

İlkokul üçüncü sınıfı Gelibolu’nun Demirtepe köyü ilkokulunda okudum. İki sınıflı bir okul idi, bir ve ikinci sınıflar bir derslikte, üç, dört ve beşinci sınıflar ise diğerinde. Ben üçüncü sınıf öğrencisi olarak dört ve beşinci sınıf öğrencilerine yardımcı olurdum, Temel Bilgiler Ansiklopedisi sayesinde. Çevrede Çanakkale Savaşlarından kalan koruganlar arasında dolaşırdık zaman zaman. Savaşı, Atatürk’ü ve tarihin o dönemini çok iyi öğrenmeye başlamıştım. Demirtepe ’deki acı anım ise daha altı aylık olan köpeğimin ağzından salya geliyor diye kuduz şüphesi ile taşlanarak öldürülmesi idi.  Köpeklerde gençlik hastalığı denilen viral hastalığı o zaman öğrendim. 

Bir yıl sonra kendimi Sarıkamış’ta buldum. Babam oraya atanmış idi. Muhteşem ve vahşi doğayı, o şartlarla başa çıkmayı orada öğrendim. Kayak kaymayı, ata binmeyi, uzun yürüyüşler yapmayı da. Beşinci sınıfta oynadığımız sınıf oyununda doktor rolünde idim, İstiklal savaşında cephede çalışan bir doktorun hikâyesi! Atatürk ve silah arkadaşlarını daha da bir hayranlıkla öğreniyordum. 

“Sarıkamış’ta ciddi bir hastalık geçirirken, ilk iş deneyimimi ortaokulda yaz tatillerinde Isparta’da yaşadım.”

Sarıkamış’ta iki önemli olay oldu. Birincisi bir sağlık sorunu idi. Bugünkü bilgilerimle primer tüberkülozu semptomatik olarak geçirdim ve Ankara’ya gitmek zorunda kaldık. Prof. Dr. İrfan Titiz tarafından tedavi edildim. İkincisi ise yabancı dil ve müzik eğitimine başlamam oldu. Annem ve babam benim İngilizce öğrenmemi ve en az bir müzik aleti çalmamı isterlerdi. 

Ortaokula Sarıkamış’ta başladım, ancak Isparta’da tamamladım. O zamanlar Isparta Lisesi çok başarılı bir lise idi. Ortaokul kısmı da zor ve iddialı idi. Isparta’daki arkadaşlıklar çok güzeldi. Ben iki yıl kaldığımız o kentte yaz tatillerinde çırak olarak çalıştım. İlk iş deneyimlerim! Birinci yaz manifaturacıda, ikinci yıl ise eczanede. Her iki çalışma yerinde de çok ilginç deneyimlerim oldu. Aklımda kalan en önemli anı, cumartesi öğleden sonra patronlarımın haftalığımı vermeleri ve “hadi artık maça gidebilirsin” demeleri idi. Haftalığı alıp stadyuma gider, amatör futbol maçlarını seyrederdik arkadaşlarla, gazoz içerek! 

Liseye başladıktan birkaç ay sonra babamın tayini Konya’ya çıktı. Biz de apar topar oraya gittik. Konya Lisesi o zaman erkek lisesi idi, ama ben ikinci sınıfa geçince fen bölümlerine kız öğrenci almaya başladılar, bizim sınıfta iki kız arkadaşımız vardı. Bize bazı konularda nasıl davranmamız gerektiğini çok nazikçe öğrettiler! Ne de olsa birisi matematik öğretmenimizin kızı, diğeri de İngilizce öğretmenimizin kız kardeşi idi! 

“Lise son sınıfta ODTÜ’yü kazandım ama seçildiğim American Field Service (AFS) mübadele programı tercih ettim”

Lise son sınıfta American Field Service (AFS) mübadele programına seçildim. Bir yıl süre ile Amerika’da okuyacak idim. Aynı zamanda üniversite giriş sınavına da girdim ve ODTÜ’yü kazandım. Ancak kayıt dondurma olmadığı için seçim yapmam gerekiyordu. Ailecek Amerika’da bir yıl lise eğitimine devam kararı aldık. Amerika’da Illinois eyaletinde ufak bir köye gittim, Nokomis. Ailem çiftçi idi, dört kardeşim vardı. Ben lise son sınıf (senior), bana yaşıt kardeşim ise üçüncü sınıf (junior) öğrencisi idik. Orada büyük ailede yaşamasını, çiftlikte işlerin nasıl yapıldığını, her türlü çiftlik aracını kullanmayı, süt sağmayı öğrendim. Bu arada AFS öğrencisi olarak tüm yükümlülüklerimi yerine getirmeye çalıştım, bu nedenle bir yılda tam 48 konuşma verdim, Türkiye ve AFS ile ilgili. Benim için çok yararlı bir yıl oldu. Sadece dil öğrenmek değil, oldukça farklı bir toplumda yaşamak, farklı bir eğitim sistemine uyum sağlamak, konuşma yapmak ve yanı sıra bazı derslerde çok başarılı olurken (matematik, cebir, geometri, fizik gibi), bazılarında daha gidilecek yolum olduğunu (Problems of American Democracy gibi) farketmek! Amerika’da benimle birlikte olan bazı AFS öğrencileri ile yakın dostluklarımız uzun seneler devam etti, Prof. Dr. Ahmet Göğüş, Prof. Dr. Yılmaz Esmer gibi.

 

“Tıp fakültesine gideceğimi duyan babamın bir hekim arkadaşı bana ‘bundan sonra bahar görmeyeceksin’ demişti”

Amerika’da iken üniversite sınavına da girdik, ben Hacettepe Tıp Fakültesi’ni kazandım. Aslında mühendis olmak istiyordum, ancak İTÜ sınavı ayrı idi ve Hacettepe’yi kazandıktan sonra tekrar sınava girmek istemedim. Tıp fakültesine gideceğimi duyan babamın bir hekim arkadaşı bana “bundan sonra bahar görmeyeceksin” demişti, hiç unutmuyorum. 

Biz Hacettepe’ye başladığımız zaman fakülte Ankara Üniversitesi’ne bağlı idi. Daha sonra Hacettepe Üniversitesi kanunu çıktı. Aradaki dönemde epeyce “mezun olunca ne olacağımız” hakkında söylentilerle bizleri endişelendirmeye çalışanlar oldu. Ama son derecede iyi bir eğitim kadrosu ile bizleri yetiştirdiler, tüm hocalarımıza teşekkür ediyorum.

 Hacettepe’de yaz stajlarında kardiyolojide çalıştım. Prof. Dr. Aydın Karamehmetoğlu’ndan EKG okumayı, Prof. Dr. Neşet Aytan’dan klinik kardiyoloji, takım çalışması ve yönetim gibi konuları öğrenmeye çalıştım. Stajlarda her hocamızın ayrı özelliklerini kapmaya çalıştık. Bir iç hastalıkları uzmanı olarak, Prof. Dr. Faruk Özer’den hikâye almayı ve hastaya bir bütün olarak bakmayı, Prof. Dr. Hasan Telatar’dan fizik incelemenin ince noktalarını ve Prof. Dr. Şeref Zileli’den profesyonelliği, herkesi dinlemeyi, alçak gönüllülüğü, araştırma ile klinik yaklaşımı birleştirmeyi öğrendim. Diğerlerinden de pek çok başka özellikler.. Temel bilimler derslerini ve laboratuvarlarını unutmak mümkün değil, hele Carbon 14 deneyi, Prof. Dr. Pınar Özand! 

“İntern öğrenci iken ben ve Emin Kansu (Prof. Dr.) Newcastle-Upon-Tyne üniversitesinde üç ay geçirdik.”

Biz son sınıfta iken (intern) Hacettepe ile İngiltere’deki üç tıp fakültesi arasında bir anlaşma yapıldı. Bizden seçilen öğrenciler üç ay süre ile Birleşik Krallıktaki bu hastanelerden birisinde staj yaptı. Ben ve Emin Kansu (Prof. Dr.) Newcastle-Upon-Tyne üniversitesinde üç ay geçirdik. Ünlü Prof. Walton (nöroloji) ve Prof. Shaw (nefroloji) bende hayranlık yaratan kişiler olmuştur. 

Hacettepe’de iç hastalıkları asistanlık eğitimine başladıktan 10 ay sonra, Amerika Birleşik Devletleri’ne gittim, eğitimimi tamamlamak için. Önce bir yıl bir sınıf arkadaşım ile Ergün Önal (Prof. Dr.) Louisville University’de intern olarak çalıştım. Daha sonra ikimiz de University of Illinois Medical Center, Chicago’da iç hastalıkları eğitimimizi tamamladık. Eski adı ‘Research and Education Hospital’ olan bu iddialı hastanede bölüm başkanımız bizi “Mad Turks” diye tanımlardı, çılgınlar gibi çalıştığımız için. Bu dönem içerisinde bir süre de başasistanlık yaptım, yönetim ve yöneticilik ile yakından tanışmış oldum. 

“Ne kadar yayın yaptığın değil, kaç kişi yetiştirdiğin önemlidir”

Chicago’da iç hastalıkları eğitimimden sonra infeksiyon hastalıkları fellow eğitimine başladım, Prof. Dr. George G. Jackson bölüm başkanımız ve benim mentorum idi. Unutulmayacak iki yıl geçirdim bu bölümde. Aldığım derslerden en önemli ikisi: “Ne kadar yayın yaptığın değil, kaç kişi yetiştirdiğin önemlidir” ve  “Bu bölümde çalışanların her birisinin bir farklılığı olmalıdır, bu nedenle herkesin araştırma alanı farklı olacaktır”. Ben eğitim sonunda ayrılırken Dr. Jackson “sen ülkene dönüyorsun diye seviniyorum, çünkü buradakine benzer bir bölüm kuracaksın, aynı zamanda üzülüyorum çünkü senin bildiklerini ve yaptıklarını arayacağız” dedi. Bunu duymak bir genç uzman için çok önemli bence. 

Dönüşte Hacettepe’de öğretim görevlisi olarak göreve başladım. Servis sorumluluğu, biraz infeksiyon konsültasyonu, ilk yoğun bakım kuruluşuna katkı ve daha sonra yoğun bakım konsültanlığı ve son olarak da genel dâhiliye konsültasyonlarından sorumlu uzman doktorluk! Bence bana en fazla katkısı olan görev son sorumluluğum oldu. Tüm hastaneyi ve çalışanlarını tanıdım. Özellikle cerrahlarla çok iyi ilişkiler kurdum, sağol sevgili İskender (Prof. Dr. İskender Sayek). Hastaların çeşitliliğinden dolayı iç hastalıkları bilgilerim perçinleşti ve bilmediklerimi bildiklerime ekledim. Bu arada da doçentlik tezim üzerinde çalışma fırsatım oldu. Prof. Dr. Yahya Laleli’nin tezim sırasındaki katkılarını unutamam, sağol Yahya ağabey!

Tezimi tamamladıktan sonra doçent oldum (1980), sınav jürimdeki hocaların hepsi bana kendi fakültelerinde iş teklif ettiler, bunu unutamıyorum. Prof. Dr. Dinçer Fırat “onun yeri burası” demişti. 

Bir yıl sonra eşimle birlikte Chicago’ya, yeni görevlere gittik iki yıl süre ile. Bu dönemde daha önce eğitim aldığım üniversiteye bağlı bir hastanenin asistan eğitim programı yöneticisi olarak görev yaptım. Hem eğitici, hem de yönetici olarak çok önemli deneyimlerim ve kazanımlarım oldu. Aynı süre içerisinde üniversite hastanesinde de infeksiyon hastalıkları konsültanlığı ve araştırma proje danışmanlığı yaptım. İki yıllık süredeki en önemli kazanımlarımdan birisi formal yöneticilik ve liderlik eğitimi almak oldu. Diğeri ise Prof. Dr. Jackson sayesinde Amerikalı ve Avrupalı çoğu infeksiyon hastalıkları liderleri ile tanışmış olmaktı. 

“İşte senin yeni servisin, infeksiyon hastalıkları ünitesi”

Amerika dönüşü Hacettepe’de beni bir sürpriz bekliyordu. O zamanki anabilim dalı başkanı Prof. Dr. Erdem Oram ve bir önceki başkan Prof. Dr. Hasan Telatar, beni yanlarına alıp iç hastalıkları katlarından birisine götürdüler. Koridorun sonunda çift cam kapılı bir yeri gösterip, “işte senin yeni servisin, infeksiyon hastalıkları ünitesi” dediler. Böylece 1983 yılında Hacettepe Hastaneleri bünyesinde erişkin infeksiyon hastalıkları ünitesi açılmış oldu. Bu ünitenin gelişmesi sırasındaki katkıları nedeni ile hem iç hastalıkları anabilim dalı, hem de mikrobiyoloji anabilim dalı öğretim üyelerine ve asistanlarına minnet borçluyum. En büyük katkı aldığım iki kişiyi özellikle belirtmek istiyorum; Prof. Dr. Muzaffer Baykal ve Prof. Dr. Güler Kanra! 

İnfeksiyon hastalıkları ünitesi hasta odalarının yanısıra, ufak bir laboratuvar, küçük bir toplantı odası içeriyordu. Eğitim toplantılarımızı daha geniş olduğu için iç hastalıkları katlarındaki toplantı odalarında yapıyor idik. Özellikle önem verdiğimiz konu hastane infeksiyonlarını önleme ve tedavi etme programı idi. Öncelikle iki yüksek hemşire arkadaşımızı hastane infeksiyon hemşiresi olarak takıma aldık. İnfeksiyon kontrol eğitim programlarının yanısıra her ikisi de toplum hekimliğinde ‘master’ programına başladılar ve başarı ile tamamladılar. O dönem Hastaneler Direktörü olan Prof. Dr. Erkmen Böke ve Başhekim Prof. Dr. Çelik Taşar’ın büyük destekleri ile hastane infeksiyon komitesini kurduk ve başarılı çalışmalar yapmasını sağladık. Prof. Dr. Aykut Erbengi, Prof. Dr. Yüksel Bozer verdikleri destekle bu komitenin başarılı olmasını sağlayanlar arasındadırlar. 

Hacettepe İnfeksiyon Ünitesinin ilk beşi, Deniz Gür (Prof. Dr.), Serhat Ünal (Prof. Dr.), Murat Akova (Prof. Dr.), Ömrüm Uzun (Prof. Dr.) ve Murat Hayran (Doç. Dr.) olarak sahaya çıkmıştı, kurulduktan sonraki ilk beş yıl içinde. Volkan Korten (Prof. Dr.), Kadir Biberoğlu (Prof. Dr.), İftihar Köksal (Prof. Dr.) ve Yeşim Taşova (Prof. Dr.) daha sonra bulundukları yerlerde Hacettepe infeksiyon hastalıkları ünitesinin devamlılığını sağladılar. Hepsine teşekkür ediyorum. 

“Chicago’daki hocam/mentorum Fullbright Bursu ile Hacettepe’ye geldi”

Hacettepe İnfeksiyon Hastalıkları Ünitesi’nin katkılarından birisi de yurt dışında konularında lider olan bilim insanlarının yer aldığı sempozyumlar düzenlemek oldu. Bu sayede pek çok kanaat önderini ülkemizde dinleme fırsatı bulduk, bazı bilim adamlarımız onlarla tanışarak yurt dışındaki çalışmalara katıldılar. Uluslararası ilişkiler böylece arttırılmış oldu. Ünitemize en büyük katkısı olanlardan birisi de Prof. Dr. George G. Jackson olmuştur. Benim Chicago’daki hocam/mentorum, Fullbright Bursu ile Hacettepe’ye geldi ve sekiz ay kadar ünitemizin tüm programlarında yer aldı. Onun bilimsel özellikleri yanısıra profesyonelliği, insancıl yaklaşımı, stratejik düşünmeyi öğretmesi ve araştırmacı aklı sayesinde tüm ünitemiz çalışanlarına büyük katkısı oldu. Uluslararası ilişkilerimizin daha da artmasına neden oldu. 

Ben ünitenin kurulmasından sonraki dönemde yurt içi ve yurt dışı meslek kuruluşlarında da aktif olmaya başladım. Bu çerçevede “Infectious Diseases Society of America, European Society of Clinical Microbiology and Infectious Diseases ve International Society of Chemotherapy” derneklerinde değişik görevlerde bulundum. Ayrıca “American College of Physicians, European Federation of Internal Medicine” gibi iç hastalıkları derneklerinde de görev aldım.

 

“1994 Yılında ailemle İstanbul’a yerleşme kararı aldık. Pfizer firmasında üst düzey yöneticilik ve antibiyotikler ile ilgili uluslararası kuruluşlarda danışmanlık ve yöneticilik yaptım”

Oldukça uzun kadro bekleyişi sonrasında profesör oldum (1988). Akademik çalışmaların devamı sırasında başka fırsatlar da ortaya çıkmaya başladı. Prof. Dr. Jackson’ın yanında öğrendiğim şeylerden birisi de beş yıllık stratejik plan yapmak idi. Benim planımda da Hacettepe’de yöneticilik yapmak olmadığı için, başka bir alana geçmeye karar verdim, 1994 yılında ailecek İstanbul’a göç etme kararı verdik; çocukların eğitimi ve hem benim, hem de eşimin kariyer planları nedeni ile. Ben Pfizer İlaçlarında danışman/genel müdür yardımcısı olarak 13 yıla yakın bir süre geçirdim. Her ne kadar resmi sıfatım bu idi ise de, dünya yeni antibiyotik geliştirme/araştırma takımında danışman, Avrupa antibiyotik takımı medikal liderliği, dünya antibiyotik mükemmeliyet merkezi liderliği, “outcomes measures” takımı üyeliği gibi değişik görevlerde deneyim sahibi oldum. Bu dönemde uluslararası kanaat liderleri ile ilişkiler, yöneticilik deneyimi, yurt dışı seyahatlerin zorluğu (!), aileden uzak kalma gibi konularda uzman oldum. Benim için inanılmaz bir ufuk açan bu deneyime beni ikna eden Alev Sonat’a çok teşekkür ederim. 

Son resmi görevim ise Acıbadem Üniversitesi’nin kuruluşunda katkılarımı isteyen Prof. Dr. Necmettin Pamir ile olan çalışmam oldu. Rektör yardımcısı olarak üniversitenin modeli, öğretim elemanlarının seçimi, programların hazırlanması gibi konularda çok değerli arkadaşlarla çalışma imkânı buldum.

 “Benim için en anlamlı ödül ‘Royal College of Physicians’ tarafından verilen ‘Honoray Fellow’ ödülü oldu.”

İki senelik bu çalışmadan sonra ise kendime vakit ayırmayı ön plana aldım. Oldukça iyi bir seyahat fotoğrafçısı oldum. Gençlere katkıda bulunmak için konferanslar vermeye yurt içinde ve dışında devam ettim. Yeni konuların tartışılmasına neden oldum, hasta güvenliği, sağlık okuryazarlığı, sağlıkta kalite, değer bazlı sağlık hizmeti sunumu gibi. Türk İç Hastalıkları Uzmanlık Derneği ve Türk Hastane İnfeksiyonları ve Kontrolü Derneği başkanlıkları yaptım. 

Akademik yaşamım boyunca ulusal ve uluslararası dergilerde 256 makale, 62 kitap bölümü yayınladım, biri e-kitap olmak üzere 12 kitabın editörlüğünü üstlendim. Ulusal ve uluslararası toplantılarda 675 sözlü veya yazılı (poster) bildiri sundum. Bunlardan daha önemlisi, beni kat kat geçen çok değerli bilim insanlarının yetişmesine katkıda bulundum. Onlar olmasa bu başarılara erişmek zor olurdu.

 Çok fazla ödül almadım, çünkü çoğu zaman ödül jürilerinde görevli idim! Benim için en anlamlı ödül “Royal College of Physicians” tarafından verilen “Honoray Fellow” ödülü oldu. Ben üç aylık staj dışında hiç çalışmadığım bir ülkenin dünyaca ünlü kurumundan bu ödülü aldım. Londra’da törende eşim, kızım ve ben çok gururlu idik, hem ailemiz, hem de ülkemiz adına!

 

Teşekkür ederim.

 

Prof. Dr. H Erdal Akalın (emekli)

FACP, FRCP, FIDSA, FESCMID, FEFIM (h)

 

 Not: Kaybettiğimiz tüm hocalarımı ve dostlarımı saygı ile anıyorum.


Daha Fazlası